Menu

Burma’da unutulan 1000 Türk’ün mezarı

Burma, Türkiye’ye 7 bin 200 kilometre uzakta sıcak bir Asya ülkesidir ve burada 1000 kadar Türk askerinin mezarının bulunduğunu çoğumuz bilmeyiz. Bu yazı, 80 yıldan beri Burma’da bir mezbelede yatan meçhul askerlerimizle kumandanları Mustafa Suphi Bey’in öyküsüdür.

Mustafa Suphi Bey İstanbul’da doğmuştu. Harbokulu’nu bitirti ve bitirdiği okulda senelerce hocalık etti.

Batı dillerini bildiği için Avrupa’daki toplantılarda, davetlerde, orduyu senelerce o temsil etti… Yavuz Selim zamanının askerlerinden Özdemir Paşa’nın soyundan gelen Servet Paşa’nın büyük kızıyla, Ayşe Feriha Hanım’la evlendi… Askerlik kitapları yazdı, yabancı memleketlerden nişanlar aldı, albaylığa yükseldi ve ilk dünya savaşının patlamasından sonra Basra’ya gitti… Aslında gitmedi, gönderildi.. Zira İttihadçı değildi, partinin orduyu politikanın batağına çekmeyi başarmış liderleri kendilerinden olmayanları cafcaflı unvanlarla uzaklara yolluyor, oralarda zamanla kaybolmalarını bekliyorlardı…

Suphi Bey, Basra’ya “vali vekili” yapıldığı sırada savaş patlamış, İngilizler Irak’ı kuşatmış, saldırmadaydılar… Türk birliklerinin başında İttihad ve Terakki’nin asker politikacılarından Süleyman Askeri Bey vardı ve ilk yenilgiden sonra tabancasını şakağına dayayıp tetiği çekmişti… “Miralay”, yani Albay Suphi Bey, sekizinci fırkanın başına geçti, Kurna’yı savunmaya koştu… Her şeyi tükenip elinde mermisiz dört top kalana kadar savaştı ve 1914’ün 9 Eylül’ünde teslim oldu… İngilizler çok uzaklara, şimdi “Birmanya” dediğimiz Burma’ya gönderdiler; haritalarda bile olmayan Tayetmo diye bir yerdeki esir kampına koydular Suphi Bey’i… Esaret numarası 59’du, bin kişilik bir Türk esir grubuyla beraber kalıyordu ve kampta sadece 18 ay Göztepe’de kendisini bekleyen genç karısıyla küçük kızının hasretini yudum yudum içti ve son yenilgisi 15 Haziran 1916’da gelen beyin kanaması oldu… İngilizler, dillere destan centilmenliklerini işte o zaman gösterdiler Suphi Bey’e… Müslüman adetlerine göre dört dörtlük bir merasim yaptılar, tabutuna selâm durdular, kampın bir köşesine defnettiler ve İstanbul’da bekleyen genç karısına taziye mektubu yollamayı da ihmal etmediler… Bin esirden sadece 40 kadarı geriye dönebildi, orada can veren bütün Türkler aynı yere defnedildi. Ve zamanla bir Türk şehidliğine döndü Tayetmo Kampı… Bu hazin öyküden, Türkiye’nin önde gelen mimarlarından dostum Mehmet Konuralp vasıtasıyla haberdar oldum… Suphi Bey, Konuralp’in büyük teyzesinin kocasıydı…

Eniştesinin mezarını aramak için Burma’ya gitmiş, Tayetmo’ya uzanmış, kampın yerini bulmuş ama şehidlik yerine, askeri bölgede kalan bir mezbeleyle karşılaşmıştı Mehmet Konuralp… 80 sene önce göstermelik dikilen taşlar zaten yokolup gitmişti, kemikler toprağın üstüne fırlamıştı ve mezbelenin bir zamanlar Basra’yı savunmuş olan bir avuç kahramanın mezarı olduğunu gösteren tek bir işaret yoktu etrafta… Ankara’da bugünlerde herkes gerçi çok meşgul… Ama birileri çıkar ve Birmanya’ya da akredite olan Hindistan’daki büyükelçiliğimize talimat göndertip vatanından 7 bin 200 kilometre uzakta yatan isimsiz kahramanların gömüldüğü yere üzerinde “Türk Şehidliği” yazan bir plaket koydurabilirler diye kaleme aldım bu yazıyı…

BURMA’daki Tayetmo kampının 59 numaralı esiri Suphi Bey, Göztepe’deki karısı Ayşe Feriha’ya hasret dolu mektuplar gönderiyordu… Önceleri tam sayfa olan mektuplar zamanla kısaldı, dörder satıra indi… İngiliz kumandan, dört satırdan uzun mektupları yasaklamıştı çünki… İşte, o mektuplardan birkaçı…

■ “Vücutça Allah’a hamdolsun, bir arızam yoktur. İki sıra tel örgü içinde yaşamak zor geliyor. Dışarıyla temasta bulundurmadıklanndan eşya ve çamaşır tedarik olunamıyor. Velhasıl alemden habersiz bulunuyoruz. Kandil günü mevlid ve gecesi Kur’an okundu, tekbirlerle, tehlillerle vatanın selameti için dualar edildi. İbadet ve duayla vakit geçiriyoruz. Üç gün sonra, İstanbul’dan ayrılışımın yıldönümü olacaktır. Allah’ın izniyle, yakın zamanda dönüş ve yeniden biraraya gelmemiz nasip olur. Bana her hafta mektup gönderiniz. İran veya Amerika gibi savaşa girmemiş devletlerin konsolosları vasıtasıyla olursa, buraya ulaşmaları muhtemeldir. Herkese selam eder, kızımın gözlerinden öperim efendim. 17 Aralık 1914.

■ “Allah’a hamdolsun, sıhhatteyim. Birkaç ay kadar mektubunuzdan mahrum kalacağım. Getirilen bir usule göre, dört satırdan fazla mektuplar sahiplerine verilmeyecek. Mektuplarınız dört satırdan fazla olmasın. Sermed Bey evlendi mi? Vildan nasıldır? Semiha (kızı), elyazısıyla bana hiç yazmıyor. Hepinize selam eder, senin ve evladlarımın gözlerinden öperim. Hilmi’den ve şirketten muntazaman para alıyor musunuz? Şirketin makbuzları bitmiş ise, Molla Beye haber veriniz. 1914 Kasım’ının askeri maaşını henüz göndermedilerse isteyiniz. 2 Mayıs 1916.*

Murat Bardakçı – Haziran 1997

Kategori:   Eski Siyaset Haberleri

Yorumlar